
Tecavüz
Kadın
Bugün hâlâ, aptalca bir düşünce nedeniyle, bir kadın isteği dışında cinsel tecavüze uğradığında, "şansı" varsa başvuracağı yetkili makamlar ancak kadın çok hırpalanmış ve kan revan içindeyse düzenleme yapıyorlar. Belki de ÖLSE daha iyi olur! Onlar için tecavüz izleri taşıyan bir ceset daha garantilidir. Son haftalarda Roma Mahkemelerine yedi tecavüz olayı geldi. Saldırıya uğrayan öğrenciler okullarına gitmektelermiş, birisi yaralı olarak hastaneye kaldırılmış; kocaları tarafından tecavüze uğradığı için haklarını kullanıp boşanmak için başvuran eşler. Tecavüze karşı var olan yasa tasarısının bilincindesiniz. Parlementoda bulunan Milletvekili Casini tarafından öngörülen (Hıristiyan Demokrat Milletvekili) yasanın ilk maddesi değiştirilerek "kişiye karşı işlenen suçlar" "kişilik onurunu zedeleyici cinsel tecavüz suçları" diye adlandırılmıştır. Her şey cinsel suç belirsizliğinin getirdiği bir karmaşadır. Ama daha iğrenç olanı şiddet yanlısı bir alışkanlıkla polis, doktor, yargıç ve karşı avukatların tecavüze uğrayan kadının, hayali adalet için yetkili makamlara başvurusuna pis bir şekilde gülüp alay etmeleridir.(Tipleri canlandırır)
DOKTOR: Küçükhanım, ya da bayan; tecavüz süresince sadece acı mı duydunuz, yoksa bir çeşit tad aldınız mı? Yani bir tür tatmin?
POLİS: Böyle bir sürü erkekle, sanırım dört kişi, hep beraber, böylesi sert bir tutkuyla, onlardan hoşlanıp, onları hiç umutlandırmadınız mı?
YARGIÇ: Hep pasif miydiniz, yoksa bir noktada olaya katıldınız mı?
DOKTOR: Tahrik oldunuz mu? Kaç kez?
KARŞI TARAF AVUKATI: Islandınız mı?
YARGIÇ: Sizin ağlayıp inlemeleriniz, tabii acı çektiğiniz için, ama acaba bir çeşit boşalmanın etkisiyle diye düşünülebilir mi?
POLİS: Boşaldınız mı?
DOKTOR: Orgazm oldunuz mu?
AVUKAT: Evetse kaç kez?
Şimdi sizlere sunacağım bu küçük oyun parçası, gerçek yaşamda "herhangi bir kadının başına gelmiş olaylardan derlenmiştir. Biz olayı biraz tiyatro formlarına taşıdık. Bu parçayı Casını Yasasına ithaf ediyoruz.
(OYUN)
Radyo çalıyor. Ama onu biraz sonra duyuyorum. Biraz sonra fark ediyorum birinin şarkı söylediğini. Evet, radyo. Hafif müzik: Aşk, tatlı aşk, yıldızlı gökyüzü. Bir diz, arkamda duran birisi bir ayağını sırtıma diğerini yere dayamış duruyor sanki.
Elleriyle benimkileri tutuyor sıkıca, büküyor onları. Özellikle sol elimi. Niye böyle yapıyor bilmiyorum. Solak mı diye düşünmeye başlıyorum. Olanlardan hiçbir şey anlayamıyorum. Aklımı, sesimi, konuşma gücümü yitirmek üzereymişim gibi bir korkuya kapılıyorum.
Her şeyi inanılmayacak kadar yavaş kavrıyorum... Tanrım, kafam çok karışık. Bu kamyona nasıl bindim ben? Adamlar iteklerken, birbiri ardınca kendim mi attım adımlarımı? Yoksa beni onlar mı kaldırıp koydular içeri? Bilmiyorum.
Kaburgalarım böyle gürültüyle vuran kalbim yüzünden düşünemiyorum. Kafam, bu korkunç vuruşlara ve sol elimin gitgide daha dayanılmaz hale gelen acısına takılı. Neden büküp duruyorlar bunu? Kıpırdamaya çalışmıyorum ki. Donmuş gibi kaskatıyım.
Şimdi arkamdaki dizini sırtıma bastırmayı bıraktı. Daha rahat yerleşti. Beni arkamdan bacaklarıyla sararak oturuyor şimdi... Yıllar önce çocukların bademciklerini alırlarken yaptıkları gibi. Hatırıma gelen tek anı bu. Neden beni çok sıkıyorlar?
Kıpırdamıyorum, bağırmıyorum, sesim gitmiş. Neler olup bittiğini anlamıyorum. Neden radyo açık? Neden müzik çalıyor? Şimdi neden kıstılar? Belki de bağırmadığım içindir.
Beni tutandan başka üç adam daha var. Onlara bakıyorum: Pek ışık da yok burada... Geniş bir yerde yok... Belki bu yüzden beni yan oturur halde tutuyorlar.
Sakin görünüyorlar. Güvenli. Ne yapıyorlar? Sigara yakıyorlar. O da ne? İçecekler mi? Şimdi mi? Neden beni böyle tutup sigara içecekler? Bir şeylere hazırlandıklarını hissediyorum... Derin bir soluk alıyorum... Birkaç kez daha. Hayır beynimdeki bulanıklığı gidermiyor bu. Anlamıyorum. Yalnızca korkuyorum. Biri yaklaşıyor, diğeri önümde diz çöküyor. Üçüncüsü soluma, dördüncüsü sağıma oturuyor. Sigaralarının kırmızılığını görüyorum. Kuvvetle üflüyorlar. Çok yakınımdalar. Evet, bir şeyler olacak gibi...
Beni arkadan tutan kaslarını geriyor... Onu gövdemin çevresinde hissedebiliyorum. Kıskacını daraltmadı, sadece daha sıkı tutmaya hazırlanıyormuş gibi kaslarını geriyor. Önümde diz çökmüş olan, bacaklarımı iyice açtı. Onların arasına yerleşiyor. Aralarında görüşülmüş gibi kararlı bir hareket yaptı, çünkü arkamdaki bacaklarını beni öyle tutmak istercesine, bacaklarımın üzerine dayadı.
Ayağımda pantolonum var. Neden üstümde pantolon varken bacaklarımı ayırıyorlar? Çıplaklıktan daha çok rahatsız ediyor bu beni! Önce ne olduğunu hissedemediğim başka bir şey, aklımı bu duygulardan çeliyor. Sağ göğsümün üstünde, önce hafif, sonra güçlü, daha sonra dayanılmaz hale gelen bir sıcaklık.
Keskin bir yanma acısı.
Sigaralar... insan böyle bir durumda ne yapmalı diye düşünürken buluyorum kendimi. Hiçbir şey yapabilecek durumda değilim. Konuşamıyorum, ağlayamıyorum bile.

Yazar
Dario Fo
Çevirmen
Füsun Demirel
İçerik
Seçkin Kaymaz
Tecavüz, Dario Fo, Bursa konservatuvara hazırlık eğitimi, Bursa konservatuvara hazırlık kursu, Bursa oyunculuk, Bursa oyunculuk eğitimi, Bursa oyunculuk kursu, Tad Akademi, Tadart, kadın oyuncu tiratları, kadın tiratlar, kadınlar için tiratlar, konservatuvar, konservatuvara hazırlık, konservatuvara hazırlık eğitimi, konservatuvara hazırlık kursu, oyunculuk, oyunculuk atölyesi, oyunculuk eğitimi kursu, oyunculuk eğitimi, oyunculuk kursu, sanat atölyesi, tirat, tiratlar


