top of page

Erkek Tiratları

Venedik Taciri

Launcelot Gobo

Elbette vicdanım, önünde sonunda şu efendim olacak Yahudi’den kaçıp kurtulmama yanaşacak. Şeytan dirseğimin dibinde durmadan dürtüyor, diyor ki, “Gobo, Launcalet Gobo, Launcelot’cuğum.” Yahut, “Gobo’cuğum.” Yahut da, “Launcelot Gobocuğum, tabanları yağla, kirişi kır.” Vicdanım “Hayır,” diyor. “kulak ver, namuslu Launcelot, kulak ver namuslu Gobo” yahut da evvelki gibi, “Namuslu Launcelot Gobo, sakın yağdan da kirişten de sakın!” Derken cesur gözü pek şeytan da, “Hadi, kaç fırla git”, diyor, “hadi, Allah aşkına cesaret göster, aklını başına topla, koş.” diyor. Ya vicdanım: kalbimin boynuna sarılmış akıllı uslu sözler söylüyor, “Namuslu dostum Launcelot, mademki namuslu bir adamın oğlusun,” daha doğrusu namuslu bir kadının oğlusun demeli ki yakışık alsın, çünkü doğrusu ya babam pek düpedüz bir adam değilmiş, evet dibi tutmuş hileli süt gibi is kokardı. İşte öyle tuhaf bir çeşnisi vardı; ya vicdanım, “Launcelot sakın kıpırdama.” Diyor; şeytan, “Kımılda.” Vicdanım, “Kımıldama.” Diyor. Ben de “Hey vicdan!” diyorum. “İyi akıl veriyorsun.” “Ey şeytan” diyorum, “güzel akıl öğretiyorsun.” Vicdanın hükmüne girmek için efendim Yahudi’nin yanında kalmam lâzım, o da tövbe olsun, bir türlü şeytan değil mi? Yok Yahudi’den kaçınca hâşa huzurunuzdan, İblisin ta kendisi olan şeytanın emrine girdim demektir. Mutlaka Yahudi, insan kılığında şeytandır. Ah, şu vicdanım hakkına –Vicdanım da öyle kaskatı bir vicdan ki, bana sade Yahudi ile beraber kal diye öğüt vermeye kalkıyor. İblis daha dostça akıl veriyor: kaçıyorum işte ya İblis, tabanlarım emrinde, kaçıyorum.

Elbette vicdanım, önünde sonunda şu efendim olacak Yahudi’den kaçıp kurtulmama yanaşacak. Şeytan dirseğimin dibinde durmadan dürtüyor, diyor ki, “Gobo, Launcalet Gobo, Launcelot’cuğum.” Yahut, “Gobo’cuğum.” Yahut da, “Launcelot Gobocuğum, tabanları yağla, kirişi kır.” Vicdanım “Hayır,” diyor. “kulak ver, namuslu Launcelot, kulak ver namuslu Gobo” yahut da evvelki gibi, “Namuslu Launcelot Gobo, sakın yağdan da kirişten de sakın!” Derken cesur gözü pek şeytan da, “Hadi, kaç fırla git”, diyor, “hadi, Allah aşkına cesaret göster, aklını başına topla, koş.” diyor. Ya vicdanım: kalbimin boynuna sarılmış akıllı uslu sözler söylüyor, “Namuslu dostum Launcelot, mademki namuslu bir adamın oğlusun,” daha doğrusu namuslu bir kadının oğlusun demeli ki yakışık alsın, çünkü doğrusu ya babam pek düpedüz bir adam değilmiş, evet dibi tutmuş hileli süt gibi is kokardı. İşte öyle tuhaf bir çeşnisi vardı; ya vicdanım, “Launcelot sakın kıpırdama.” Diyor; şeytan, “Kımılda.” Vicdanım, “Kımıldama.” Diyor. Ben de “Hey vicdan!” diyorum. “İyi akıl veriyorsun.” “Ey şeytan” diyorum, “güzel akıl öğretiyorsun.” Vicdanın hükmüne girmek için efendim Yahudi’nin yanında kalmam lâzım, o da tövbe olsun, bir türlü şeytan değil mi? Yok Yahudi’den kaçınca hâşa huzurunuzdan, İblisin ta kendisi olan şeytanın emrine girdim demektir. Mutlaka Yahudi, insan kılığında şeytandır. Ah, şu vicdanım  hakkına –Vicdanım  da öyle kaskatı bir vicdan ki, bana sade Yahudi ile beraber kal diye öğüt vermeye kalkıyor. İblis daha dostça akıl veriyor: kaçıyorum işte ya İblis, tabanlarım emrinde, kaçıyorum.

Yazar

William Shakespeare

Çevirmen

William Shakespeare

İçerik

Seçkin Kaymaz

Venedik Taciri, William Shakespeare, Bursa konservatuvara hazırlık eğitimi, Bursa konservatuvara hazırlık kursu, Bursa oyunculuk, Bursa oyunculuk eğitimi, Bursa oyunculuk kursu, erkek oyuncu, erkek oyuncu tiratları, erkek tiratlar, konservatuvar, konservatuvara hazırlık, konservatuvara hazırlık eğitimi, konservatuvara hazırlık kursu, oyunculuk, oyunculuk atölyesi, oyunculuk eğitimi, oyunculuk eğitimi kursu, oyunculuk kursu, sanat atölyesi, tirat, tiratlar

BAŞVURU FORMU

Bizi Bulma Yönteminiz
Neyle ilgileniyorsunuz
bottom of page