top of page

Erkek Tiratları

Scapin’in Dolapları

Scapin

Durun. Aklıma sizi kurtaracak bir çare geldi. Önce şu çuvalın içine gireceksiniz, sonra…(…) Yok yok yok, kimsecikler yok. Dediğim gibi, önce şu çuvalın içine gireceksiniz, sonra da ne olursa olsun, hiç sesinizi çıkarmayacaksınız. Ben de, sanki bir şeyler taşıyormuş gibi, sizi sırtıma alacağım ve düşmanlarınızın ruhu bile duymadan, sizi eve sokacağım. Bir kere içeri girdik miydi gerisi kolay; içeri giremesinler diye kapının arkasına ne bulursak koyarız, sonra da yardım isteriz. (…) En iyisi. Göreceksiniz. (Kendi kendine) Çevirdiğin dolapların cezasını çekeceksin. (…) Dedim ki düşmanlarınız fena faka basacaklar. Şimdi iyice dibine girin çuvalın, sakın göstereyim demeyin kendinizi; kıpırdamaya da kalkmayın, yoksa başımız belaya girer. (…) Saklanın hemen; haydutlardan biri geliyor. (Sesini değiştirerek) “Bu nasıl iş böyle? Şu Géronte’u gebertemeyecek miyim yani; nerede olduğunu söyleyecek bir hayırsever yok mu?” (Kendi sesiyle, Géronte’a) Kıpırdamayın. (Yine sesini değiştirerek) Elbet bulacağım; yerin dibine girse peşini bırakmam” (Kendi sesiyle, Géronte’a) Sakın görünmeyin. (Bir kendi sesiyle, bir haydut sesini taklit ederek konuşur) “Hey, Çuvallı!” Efendim. “Géronte’un nerede olduğunu söyle, benden sana bir altın.” Senyör Géronte’u mu soruyorsunuz? “Öyle dedik ya, onu arıyorum işte.” Peki ne için sormuştunuz kendisini? “Ne için mi?” Evet. “O herifi sopalaya sopalaya geberteceğim de.” Oh! Efendim, öyle adamlara sopa atılır mı hiç? Bunlara layık bir adam değildir o. “Kim, o Géronte namussuzu mu, o alçak mı, o it mi layık değilmiş?” Senyör Géronte, efendim, ne bir alçaktır, ne namussuzdur, ne namerttir, ne de bir ittir; onun hakkında daha düzgün konuşmanızı rica edeceğim. “Ne diyorsun lan sen? Sen kim oluyorsun da benimle böyle konuşuyorsun bakayım?” Ben görevimi yapıyorum, haksız yere hakaret edilen bir adamı savunuyorum. “Yoksa sen şu Géronte’un arkadaşı falan mısın?” Evet efendim, öyleyim. “Bak sen! Arkadaşısın demek, yaktım çıranı!” (Çuvala birkaç kez vurur) “Al bakalım. Madem öyle, onun yerine sen ye sopaları.” Ah, ah, ah, ah! Efendim! Ah, ah! Etmeyin. Ah! Yeter, ah, ah, ah! “Defol şimdi, al şu çuvalını da git, gözüm görmesin bir daha seni.” Ah! Cehennemde yanasın Gaskonyalı. Ah! (Sırtına vurulmuş gibi inler) (…) Ah! Efendim, halim harap, omuzlarımın acısından asıl ben duramıyorum. (…) Hiç olur mu, Efendim, bütün hıncını benim sırtımdan çıkardı. (…) Yok efendim, size sopanın ucu gelmiştir olsa olsa. (…) (Kafasını tekrar çuvala sokar) Saklanın. Yabancıya benzer biri daha geliyor. (Gaskonyalı taklidinden de farklı bir sesle konuşur) “Kayboldu gitti! Sabahtan beri koşturup duruyorum şu Géronte denen herifi bulayım diye, ama nerede?” İyice saklanın. “Efendi söylesene, şu arayıp durduğum Géronte nerededir, sen biliyor musun?” Hayır efendim, Géronte’un nerede olduğunu bilmiyorum. “Bak doğru söyle, fazla bir şey yapmayacağım, sırtına bir düzine sopa indirip, göğsüne de üç dört kere kılıcımı sokup çıkaracağım alt tarafı.” Sizi temin ederim efendim, nerede olduğunu bilmiyorum. “Sanki şu çuvalın içinde bir şeyler kımıldadı gibi.” Anlayamadım efendim. “Bunun içinde kesin bir şeyler var.” Hiçbir şey yok efendim. “Madem öyle şuna bir kılıcımı saplayım da görelim.” Olmaz efendim! İşinize gidin lütfen. “Göster bakayım ne varmış içinde.” Size ne efendim? “Ne demek size ne?” Sizin ne taşıdığımı öğrenmekten başka işiniz gücünüz yok mu? “Görmek istiyorum dedim, fazla uzatma.” Yok öyle şey. “Yok demek?” Öyle. “Şu sopayı sırtında kırayım da gör bakalım.” Yapın da görelim. “Vay vay! Sen görürsün şimdi!” Ay, ay,ay,ay, Efendim, ay, ay, ay, ay. “Bu sana ders olsun, adam gibi konuşmasını öğenmişsindir şimdi!” Ah! Lanet olsun senin gibi adama! Ah!

Durun. Aklıma sizi kurtaracak bir çare geldi. Önce şu çuvalın içine gireceksiniz, sonra…(…) Yok yok yok, kimsecikler yok. Dediğim gibi, önce şu çuvalın içine gireceksiniz, sonra da ne olursa olsun, hiç sesinizi çıkarmayacaksınız. Ben de, sanki bir şeyler taşıyormuş gibi, sizi sırtıma alacağım ve düşmanlarınızın ruhu bile duymadan, sizi eve sokacağım. Bir kere içeri girdik miydi gerisi kolay; içeri giremesinler diye kapının arkasına ne bulursak koyarız, sonra da yardım isteriz.  (…) En iyisi. Göreceksiniz. (Kendi kendine) Çevirdiğin dolapların cezasını çekeceksin. (…) Dedim ki düşmanlarınız fena faka basacaklar. Şimdi iyice dibine girin çuvalın, sakın göstereyim demeyin kendinizi; kıpırdamaya da kalkmayın, yoksa başımız belaya girer. (…) Saklanın hemen; haydutlardan biri geliyor. (Sesini değiştirerek) “Bu nasıl iş böyle? Şu Géronte’u gebertemeyecek miyim yani; nerede olduğunu söyleyecek bir hayırsever yok mu?” (Kendi sesiyle, Géronte’a) Kıpırdamayın. (Yine sesini değiştirerek) Elbet bulacağım; yerin dibine girse peşini bırakmam” (Kendi sesiyle, Géronte’a) Sakın görünmeyin. (Bir kendi sesiyle, bir haydut sesini taklit ederek konuşur) “Hey, Çuvallı!” Efendim. “Géronte’un nerede olduğunu söyle, benden sana bir altın.” Senyör Géronte’u mu soruyorsunuz? “Öyle dedik ya, onu arıyorum işte.” Peki ne için sormuştunuz kendisini? “Ne için mi?” Evet. “O herifi sopalaya sopalaya geberteceğim de.” Oh! Efendim, öyle adamlara sopa atılır mı hiç? Bunlara layık bir adam değildir o. “Kim, o Géronte namussuzu mu, o alçak mı, o it mi layık değilmiş?” Senyör Géronte, efendim, ne bir alçaktır, ne namussuzdur, ne namerttir, ne de bir ittir; onun hakkında daha düzgün konuşmanızı rica edeceğim. “Ne diyorsun lan sen? Sen kim oluyorsun da benimle böyle konuşuyorsun bakayım?” Ben görevimi yapıyorum, haksız yere hakaret edilen bir adamı savunuyorum. “Yoksa sen şu Géronte’un arkadaşı falan mısın?” Evet efendim, öyleyim. “Bak sen! Arkadaşısın demek, yaktım çıranı!” (Çuvala birkaç kez vurur) “Al bakalım. Madem öyle, onun yerine sen ye sopaları.” Ah, ah, ah, ah! Efendim! Ah, ah! Etmeyin. Ah! Yeter, ah, ah, ah! “Defol şimdi, al şu çuvalını da git, gözüm görmesin bir daha seni.” Ah! Cehennemde yanasın Gaskonyalı. Ah! (Sırtına vurulmuş gibi inler) (…) Ah! Efendim, halim harap, omuzlarımın acısından asıl ben duramıyorum. (…) Hiç olur mu, Efendim, bütün hıncını benim sırtımdan çıkardı. (…) Yok efendim, size sopanın ucu gelmiştir olsa olsa. (…) (Kafasını tekrar çuvala sokar) Saklanın. Yabancıya benzer biri daha geliyor. (Gaskonyalı taklidinden de farklı bir sesle konuşur) “Kayboldu gitti! Sabahtan beri koşturup duruyorum şu Géronte denen herifi bulayım diye, ama nerede?” İyice saklanın. “Efendi söylesene, şu arayıp durduğum Géronte nerededir, sen biliyor musun?” Hayır efendim, Géronte’un nerede olduğunu bilmiyorum. “Bak doğru söyle, fazla bir şey yapmayacağım, sırtına bir düzine sopa indirip, göğsüne de üç dört kere kılıcımı sokup çıkaracağım alt tarafı.” Sizi temin ederim efendim, nerede olduğunu bilmiyorum. “Sanki şu çuvalın içinde bir şeyler kımıldadı gibi.” Anlayamadım efendim. “Bunun içinde kesin bir şeyler var.” Hiçbir şey yok efendim. “Madem öyle şuna bir kılıcımı saplayım da görelim.” Olmaz efendim! İşinize gidin lütfen. “Göster bakayım ne varmış içinde.” Size ne efendim? “Ne demek size ne?” Sizin ne taşıdığımı öğrenmekten başka işiniz gücünüz yok mu? “Görmek istiyorum dedim, fazla uzatma.” Yok öyle şey. “Yok demek?” Öyle. “Şu sopayı sırtında kırayım da gör bakalım.” Yapın da görelim. “Vay vay! Sen görürsün şimdi!” Ay, ay,ay,ay, Efendim, ay, ay, ay, ay. “Bu sana ders olsun, adam gibi konuşmasını öğenmişsindir şimdi!” Ah! Lanet olsun senin gibi adama! Ah!

Yazar

Jean Baptiste Poquelin Moliere

Çevirmen

Jean Baptiste Poquelin Moliere

İçerik

Seçkin Kaymaz

Scapin’in Dolapları, Jean Baptiste Poquelin Moliere, Ayberk Erkay, Scapin, Bursa konservatuvara hazırlık eğitimi, Bursa konservatuvara hazırlık kursu, Bursa oyunculuk, Bursa oyunculuk eğitimi, Bursa oyunculuk kursu, erkek oyuncu, erkek oyuncu tiratları, erkek tiratlar, konservatuvar, konservatuvara hazırlık, konservatuvara hazırlık eğitimi, konservatuvara hazırlık kursu, oyunculuk, oyunculuk atölyesi, oyunculuk eğitimi, oyunculuk eğitimi kursu, oyunculuk kursu, sanat atölyesi, tirat, tiratlar

BAŞVURU FORMU

Bizi Bulma Yönteminiz
Neyle ilgileniyorsunuz
bottom of page